:: Beyin Felci ::
Anasayfa Hakkımda Beyin Felci Beyin Hastalıkları İletişim

 

 

 

 

 

 

Beyin Hastalıkları Ve Sinirsel Hastalıklar

Alzheimer-Bunama :     Alzheimer hastalığı beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini etkiler. Hastalığın başlangıcı sinsidir ve yıkım genellikle yavaştır. Günümüzde hastalığın sebebi bilinmemekte ve şifası bulunmamaktadır.

Alzheimer hastalığının adı, 1906 yılında alışılmadık bir akıl hastalığından öldüğü düşünülen bir kadının beyin dokusundaki değişiklikleri betimleyen Dr. Alois Alzheimer'dan gelmektedir. Bu değişiklikler bugün Alzheimer hastalığının karakteristik anormal beyin değişiklikleri olarak bilinmektedir.

Alzheimer hastalığı, toplumun bütün gruplarını etkiler ve sosyal sınıf, cinsiyet, etnik grup ya da coğrafi bölge ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca, Alzheimer hastalığı yaşlılar arasında daha sıklıkla görülmekle birlikte genç insanlar da bu hastalıktan etkilenebilmektedirler.

Migren    Halk arasında yarım baş ağrısı diye bilinen ve soğuk bir terleme ile birlikte gelip başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır. Ağrılar bazen dayanılmayacak kadar şiddetli olur. Birkaç dakika sürebileceği gibi saatlerce hatta günlerce devam eder.

Epilepsi-Sara:      Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır.

Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.

Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.

Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.

Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, parsiyel, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma[basit parsiyel] veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize[kompleks parsiyel]) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.

Ayrıca kısa süreli (5-10 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri (absans) ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.

Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır.

Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.

Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk laboratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkiktir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.

Epilepsi ilaçla yada cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif ve başarılı bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.

Eğer tedavi ile nöbetler bir kaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolunda ilaçların azaltılıp kesilmesi denenebilir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.

 

Sara Nöbeti    Epilepsi (nöbetleri), beyindeki ani elektriksel aktivite artışları sonucu meydana gelen ve beynin normal işlevlerini hasara uğratan bir durumdur. Epilepsili hastalar, genelde doğumsal olarak bu hastalığı taşırlar, ancak bazılarında daha sonraki yıllarda (kaza sonrası gibi) gelişebilir.

Epilepsi ataklarının şiddeti çok değişken olabilir. İlk kez gözlendiğinde kesinlikle bir acil servise ve nöroloji uzmanına müracaat etmek gerekir. Epilepsi tedavisinde antikonvülzan adı verilen ilaç grubu kullanılır, bunlar genelde yatıştırıcı etki gösterirler. Bunlardan en eskisi fenobatbital ve fenitoindir. Şu an için piyasada bu amaçla kullanılan çok sayıda ilaç bulunmaktadır. İlaçlarınızı kesinlikle bir nöroloji uzmanının kontrolünde kullanmanız gerekir.

Epilepsi için önerilen tedaviye yardımcı yöntemlerden birisi ketojenik diyettir. Bu diyet yüksek oranda yağ, az miktarda karbohidrat ve protein ile sınırlı miktarda sıvı içerir. Bu diyet vücutta keton cisimlerinin artmasına yani ketozise neden olur.

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bu durum (ketozis) epilepsi ataklarının sıklığını ve oluşumunu azaltır. Özellikle 1-10 yaş arasındaki çocuklarda ve ilaçlarla yeterli derecede tedavi edilemeyen (ilaçlardan fayda görmeyen) hastalarda etkilidir. Yetişkinlerde ve adölesan dönemde etkin olmadığı gözlenmiştir.

Aşağıda epilepsi hastalarının tedavilerine yardımcı olabilecek bazı öneriler sunulmuştur, ancak BU YÖNTEMLERDEN FAYDA GÖRSENİZ BİLE KESİNLİKLE HEKİMİNİZE DANIŞMADAN İLAÇLARINIZI BIRAKMAYI VEYA İLAÇ DOZUNU DEĞİŞTİRMEYİN.

. uyarıcı özelliğe sahip tüm alışkanlıklarınızı bırakın: tütün, kahve, kola, çikolata gibi.

. yemeklerle birlikte hergün 3 kez 500 mg kalsiyum ve 250 mg magnezyum alın. Bunlar sinirlerin aşırı uyarılabilirliğini azaltmaya yöneliktir.

. vitamin - E alın. bu konudaki çalışmalar yetersiz olmakla birlikte, fayda sağladığı hastalar bulunmaktadır. önerilen doz 40 yaş altındakiler için 400 IU / gün, daha yaşlılar içinse günde 800 IU dir.

. solunum egzersizleri ve stres kontrol egzersizleri yapın.

. bu yöntemler muhtemelen ilaç kullanma gereksiniminizi ortadan kaldırmayacaktır, ancak uzun sürede ilaç dozunu azaltmanıza yardımcı olacaktır.

 

 Dil Felci:   Dilde meydana gelen felç (glossopleji). Tek yanlı (yani dilin yalnız sağ veya sol yanına felç gelmesi) veya çift yanlı (yani bütün dile felç gelmesi) olabilir. Felcin kökeni merkezsel sinir sistemi ya da çevresel sinir sistemi olabilir.

Felç çift yanlı olduğu zaman, dil hareket edemez; insanın çiğnemesi, konuşması olanaksızlaşır. Tek yanlı olduğu zaman, yani dilaltı sağ ya da sol sinirinden birinin zarar görmesi durumunda, dil ağızdayken ucu sağlam bölüme doğru, ağız dışında ise felçli bölüme doğru yönelir.

Tek yanlı dil felcinde de dilin çiğneme, konuşma gibi işlevlerini yapması tehlikeye düşebilir. Dil felcinin tedavisi, hastalığa yol açan nedenin giderilmesine bağlıdır.

 

 El ve Ayak Titremesi:  Titreme tum vucutta olabilir. Bu yazimda ozellikle el titremelerinden bahsedecegim. El titremesi kişilerin gunluk aktivitesini aşiri derecede etkiler.İş yapma kabiliyetini bozar.
El titremesinin bircok nedeni ve tipi vardir. Halk arasinda en cok Parkinson hastalarinda oldugu sanilir. Fakat el titremesi ailesel ozellige bagli, kalitsal olan ve de esansiyel tremor (ailesel el titremesi) dedigimiz el titremeleri de sikca gorulur.

Ben cok basit olarak birkac ceşit sikca gorulen el titremesi ceşitlerinden bahsedecegim.
1) İstirahat tremoru: Cok basit olarak ozetlersem bu titreme kişi elleri hareketsiz haldeyken yani dururken olur. Hareket esnasinda kayip olur. Parkinson hastaliginda gorulen titreme bu tip titremedir. Zaman gectikce hastalik ilerledikce hareket halindeyken de el titremeleri olabilir.

2) Esansiyel tremor (ailesel el titremesi): Sik rastlanir.Genelde bir elde başlar ve zamanla diger ele de gecer.Kural olarak hareket halindeyken başlayip,istirahatteyken gecse de ,istirahat halindeyken de gorulebilinir.Yeme,icme ve yazi yazma bozulabilir.

Hastaligin tanisi bazen tesadufen konur veya hasta titremenin yarattigi sosyal sorunlarla doktora başvurur. El Titremeleri dişinda her şey normaldir.Hastalarin yarisindan cogunda aile oykusu vardir.

Hastalik her yaşta olabilir. Fakat sikligi yaşta beraber artar. Ailevi vakalar genelde erken yaşta başlar cogu zaman yavaş ilerler.Fakat hastaligin ileri evresinde aşiri titremeden dolayi dolayi hareketler cok kisitlanir.Heyecan ,sinir,yorgunluk ,isi degişikligi ..v.s. titremeyi arttirir.Uykuda titreme kesilir.

3) Intansiyon tremoru: Bu titreme istemli hareket esnasinda ortaya cikar ve hedefe yaklaşirken titreme artar.Beynin bir bolumu olan cerebellum denen kismin rahatsizliklarinda sikca gorulur.

4) Psikojenik tremor: Ani başlar .Bir psikolojik sorundan sonra başlayabilir.Tipik bir ozelligi yoktur.Kadinlarda daha sik gorulur.En cok ailesel tremor ile karişir.

Bunlardan başka vucudu ilgilendiren bircok titreme tipi vardir. Ben ayrintiya girmeden cok basit olarak en sik karşilaşilan el titremelerinden bahsettim.Titremenin teşhisi ve tedavisi uzmanlik gerektirir.Titreme iyi tedavi edilirse yuz guldurur sonuclar elde edilir.Tabi ki tedaviye direncli vakalar vardir.Fakat bunlari tedaviyle minimale indirmek mumkundur.


Ayak Titremesi

Ayak titremeleri; daha ziyade nevroz, isteri ve nevrastenide görülür.

 

Felç-İnme:   Tıbbi adı "paralizi" yada "serebral tromboz" diye tanımlanan, Halk arasında "inme" yada "nüzul" diye adlandırılan felç hastalığının hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır.

Felç, sinirlerde yada kaslarda ortaya çıkan bir bozukluktur. Vucudun o bölgesinde hareket kısıtlılığa neden olur.
Felç kendi içerisinde çeşitlilik gösterir ve her felç aynı değildir.


Hareket kabiliyetini veren sinir yolları iki ana sinir hücresi grubundan meydana gelir: Merkezi grup sinir hücreleri (nöronlar) ve çevresel sinir hücreleri ve yolları. İşte felci meydana getiren olayın hasara uğrattığı bölgeye göre "merkezi" ve "çevresel" felçler ayırt edilir ve görülür. İradi (istemli) hareketleri yaptıran sistemde ortaya çıkan bozuklukları iki ayrı bölgede ortaya çıkar: Üst motor sinir hücreleri grubu (üst motor nöron) bölgesi ve alt motor sinir hücreleri grubu (alt motor nöron) bölgesi. Normal işleyiş içinde beyinden çıkan veya refleks olarak meydana gelen uyarının bu iki sinir hücresi topluluğundan geçmesi gerekir. Merkezi felçler: Yukarı motor nöron bozuklukları veya beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkarlar. Beyin kabuğu ve ona komşu alt kısımda meydana gelen kanama, damar tıkanması, urlar, kafatası kırıkları gibi hallerde vücudun karşı tarafındaki bir uzuvda felç olur. Beyin sapı hasarında aynı taraftaki kafa sinirlerine ait felçler ve karşı vücut yarımında da yarı feçler hasıl olur. Omiriliğin yukarı motor nöron bölgelerinde meydana gelen hasarlarda (özellikle trafik kazaları ve harp yaralanmalarında) iki taraflı veya belden aşağı kısımda ortaya çıkan felçler olur. Bu felçler aynı zamanda his (duyu) bozukluklarıyla beraberdir.Merkezi felçler daha çok "spastik" (katı) denilen tiptedir. Katı tip felçler kas sertleşmesiyle beraberdir. Bu tip felçlerde kısa süreli kas gevşekliği ve uzun süreli kas sertleşmesi, tek çift veya dört uzuvda birden ortaya çıkan kuvvet azalması, çeşitli reflekslerin bozuklukları görülür. Çevresel felçler: Aşağı motor sinir hücreleri grubunda veya kaslara giden sinirlerde ortaya çıkan bozukluklar, bu tip felcin meydana gelmesinde sebeptir. Kas gevşekliği, felç, istek dışı hareketler, refleks kaybı ve kasların giderek zayıflaması halleri görülür. Felçler geniş bir alanda olmayıp, belli uzvu veya kas grubunu tutarlar.Çevresel felçler "yumuşak" tip felçlerdir. Genel felç: Tam manada bir felç olmayıp, frengi hastalığından ileri gelen bir beyin-beyin zarı iltihabı sonucudur.Zihni kabiliyetlerin kaybedilmesi, mizaç bozulması, kontrolsüz hareketler ve konuşma zorluğu ile kendini belli eder. Sinir sistemindeki bozukluklardan başka bazı kas hastalıkları da felç manzarası arz edebilirler. Bu gibi felçlerde sinirler tamamiyle sağlam olup, kaslarda görev bozukluğu vardır. Felçlerin ortaya çıkmasında birçok sebep sayılabilir.Yaralanmalar, beyin kanamaları, sinir sistemini besleyen damarların tıkanması, mikroorganizmaların yol açtığı bazı enfeksiyonlar (çocuk felci gibi), sinir sistemine ait urlar, bunlardan en önemlileridir. Felcin tedavisi, olayı ortaya çıkaran sebebe karşı yapılır. Fizik tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları tedavide önemli yer tutarlar. Bazı felçler tamamen düzelip, o uzvun fonksiyonları geri dönebilir. Mesela, ufak bir beyin kanamasına bağlı olarak ortaya çıkan sınırlı bir felç, kanamanın çekilmesiyle düzelebilir.Omurilik kesilmesine bağlı felçler ise düzelmezler.

 

Kuduz:   (Rabies, Lyssa, Tollwut, Le Ruee, Hydrofobie) Tanım: Kuduz bütün sıcakkanlı hayvanlarda ve insanlarda nonprulent ensefalomyelitis, ganglinöritis (ganglionitis) ve sialoadenitis ile karakterize, akut seyirli, letal viral bir hastalıktır. En önemli zoonozdur. Hastalık dünyanın birçok bölgesinde endemik olarak seyretmektedir. Hastalık Avustralya ve Yeni Zelanda'da hiç görülmemiş, İngiltere ve İskandinav ülkelerinde ise eradike edilmiştir. Ülkemiz hala WHO (World Health Organization : Dünya Sağlık Örgütü)'nun yayınladığı kuduz haritasında yer almaktadır. Her yıl birçok insan ve hayvan kudurmaktadır. Yurdumuzda kuduzun önemli bir sorun olarak gündeme gelmesinin nedenleri şu şekilde sıralabilir; Ülkemizde yabani hayvan popülasyonu hakkında yeterli bilginin olmaması ve bunların ekolojik dağılımı hakkında yeterli araştırmaların yapılmaması Ülkemizin coğrafik yapısı Halkın eğitim ve kültür seviyesinin düşük olması Sokak köpeği sorununun çözülmemiş olmasıdır.

 

Menenjit:   Menenjit beyni saran zarlarin iltihabidir. Bu iltihaba mikroplar neden olur. (virüsler veya bakteriler). Menenjit geçiren çogu kisi bu hastaliktan tamamiyla kurtulurken, bazen ölümle de sonuçlanabilir. Ya da hastalik sonrasi sakatliklar kalabilir. Menenjitin belirtileri

Çocuklar ve eriskinler

Menenjitin en çok görülen belirtileri asagida siralanmistir. Bunlar birlikte görülebildigi gibi tek tek de olusabilirler.

· yüksek ates

· bas agrisi

· kusma

· uyusukluk

· isik veya sese karsi hassasiyet

· kas agrisi

· çocugun altinin bezi degistirilirken bacaklari yukari kaldirildiginda agri olusmasi ve bunun sonucunda aglamasi,

· ense sertligi (çene gögse degdirilmeye çalisildiginda)

Ayni zamanda 'ense krampi' olarak da adlandirilan ense sertligi, menenjitin diger bir adi degil, sadece belirtilerinden biridir.

Hastalik genellikle birkaç gün içinde ilerler.

 

Siyatik :   Dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkan, buradan topuklara kadar uzanan "siyatik" adı verilen sinirde görülen ağrılı bir hastalıktır. Siyatik ağrısı kendisini iki şekilde belli eder: Ya devamlı hafif bir ağrıdır ya da arada bir gelen şiddetli ağrıdır. Ağrılar, siyatik siniri boyunca, kalçadan topuğa kadar uzanır.

Siyatik ağrısı, bazen "bel fıtığı" ile karıştırılmaktadır. Ağrının siyatik sinirinden kaynaklandığını anlamak için hasta sırt üstü yatırılır. Bacak gergin bir halde iken yavaş yavaş yukarı kaldırılır. Bu sırada uyluğun arka yüzünde bacağa hatta ayağa kadar uzanan kasıntılı bir ağrı duyuluyor ise siyatik şüphesi kesinleşir. Bacak ne kadar yukarı kaldırılırsa, ağrı o derece şiddetli olur.

Sebepleri:

Siyatiğin çok çeşitli sebepleri vardır. Başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

*Omurga kireçlenmesi
*Omurga tümörleri
*Disk fıtıkları
*Omurga tüberkülozu(konjenital)
*Doğumdan gelen bazı rahatsızlıklar
*Omurganın alt kısımlarında meydana gelen kırık, çıkık ve zedelenmeler
*Leğen kemiklerinde veya bu bölgeye yakın organlarda hasarlanmalar
*Gut, şeker hastalığı, bazı sinir tahriş edici ilaçların siyatik siniri çevresine enjekte edilmesi
*Bazı iç organ tümörleri

Ne Yapmalı?

*Uygulanacak tedavi şekli, siyatik sinirini etkileyen asıl faktörün ortaya çıkarılmasından sonra tesbit edilir.
*Tedavinin ilk dönemlerinde ağrı kesici ilaçlar ve yatak istirahati verilir.
*Daha sonra sıcak banyolar, kaplıca kürleri, masaj ve fizik tedavi usulleri tatbik edilir.

Beyinde-Ur (Tümör) Kafaiçi tümör dendiğinde, anatomik ve klinik açıdan kafatası boşluğunun içinde gelişen ve beyin dokusuna yerleşen ya da beyne dışarıdan baskı uygulayan bütün kütleler anlaşılır. Bunlar hem dar anlamda tümörleri (neoplaziler), hem granülomları (tüberkülom, gom), hem de asalak kistleri içerir. Kafaiçi tümörleri sinir dokusunun kendi unsurlarından ve bu doku dışındaki unsurlardan (damar ve beyin zarı tümörleri) kaynaklanabilir. Başka organlardaki tümörlerin (sarkom, karsi-nom) yayılımıyla oluşan odaklar da sık görülür. Sinir dokusundan kaynaklanan tümörler, hücre tipine ve olgunluk derecesine göre büyük bir çeşitlilik gösterir.

Beyin Kanaması  Beyin kanamalarının nedenleri arasında en sık rastlanılanı hipertansiyona bağlı beyin içi arter kanamasıdır (intraserebral kanama = serebral arter kanaması).

Beyne ait damarsal hastalıklar arasında en kötü tabloya yol açan durum serebral arter kanamasıdır. Tipik özellikleri; yaşlı, şişman, erkek ve hipertansiyonu olan bir hastada ani baş ağrısı, bulantı, kusma ve hızlı gelişen tek taraflı felç ile birlikte şuur kaybı meydana gelir. Daha sonra kanamanın yeri, şiddeti, beyinde meydana gelen diğer değişiklikler ve hastanın diğer genel hastalıklarına bağlı olarak ya hasta kaybedilir, ya gittikçe kötüleşen koma gelişir ya da sekel bırakabilecek yavaş bir iyileşme görülür.

Kanamaların şiddeti çok değişkendir, çok az miktarda olabileceği gibi, beynin dış tabakasında yarık şeklinde kanamalar da meydana gelebilir.

Kanamaların yerine göre gözde kanama tarafında kayna, baş ağrısı, görme alanı bozuklukları meydana gelebilir (bazı noktaları göremez). Göz hareketleri kanamanın yerine göre değişkenlik gösterir (aşağı kayma, yatay bakış gibi).

Tedavide öncelikle koma gelişmişse, ona yönelik tedavi gerekir; tansiyon düşürülmelidir. Beyin ödemi gelişimine yönelik tedavi düzenlenir. Koma gelişmeden cerrahi olarak tedavi edilebilen hastaların yaşama şansları diğerlerine göre daha yüksektir. Ancak genel durumu iyi olmayan ve yaşı ilerlemiş olan hastalarda cerrahi girişim de risklidir.

Bunama  Yapısal nöropatolojik değişiklikler nedeniyle oluşan ve kendisini yetenek kaybıyla belli eden, ilerleyici, düzelmesi olanaksız beyin fonksiyon bozukluğu sendromudur.

Demans :  Çok kere Ganser sendromu ile eş anlamda kullanılan "histerik psödodemans" terimi psikiyatrik muayenenin doğru yapılması ve hekimin hastasında fizik incelemeler yaparak elde ettiği bulguları yorumlayabilmesi şarttır.

Parkinson :  Parkinson, genellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan, nadiren 40 yaşın altında beliren, yavaş ilerleyen bir klinik tablodur. Parkinson daki en önemli belirtilerden birisi istirahat halinde görülen tremor yani titremedir. En çok ellerde görülür, tremor genellikle saniyede 3 - 7 vuruşlu olup bir amaca yönelik hareket esnasında ve uykuda; Örn. bir bardağı tutmak için uzanıldığında kaybolur. Parkinsonda diğer önemli bir belirti kas tonusundaki artmadır bu nedenle hastada bir katılaşma vardır, hastaya pasif bir hareket yaptırılmak istendiğinde bir dirençle karşılaşılır.
Örn. hastanın bükülmüş kolu dirsekten açılmaya çalışıldığı zaman karşılaşılan direnç nedeni ile hareket zorlaşır buna dişli çark arazı adı verilir. Diğer önemli bir belirti hareketlerdeki genel yavaşlamadır. Yürüyüş küçük adımlarla, kolları sallamadan ve vücut öne eğik ( antefleksiyon postürü ) pozisyondadır.
Bunlara ilave olarak mimiklerde azalma, monoton ve kısık sesle konuşma ve oturup - kalkma güçlüğü de hastalığa eşlik eder. Her vakada rastlanmamakla birlikte hipersalivasyon (salya artımı), sebore (ciltte ve saçlı deride yağlanma, pullanma), konstipasyon (kabızlık) sık görülen; empotans, enkontinans (idrar kaçırma), ortostatik hipotansiyon seyrek görülen otonom sinir sistemi belirtileridir. Depresyon ve ileri devrelerde demans (bunama) görülür. Hastalık tablosu hastadan hastaya değişebilir. Bazan hastalık uzun yıllar sadece tremor ve adelelerde kasılma ile birlikte seyreder. Bu tabloya Hemiparkinsonizm denir. Bazanda tremor olmaksızın hareketlerde yavaşlama, adelelerde katılaşma ve duruş bozukluklarının ön planda olduğu ve daha hızlı ilerleme gösteren vakalara rastlanır.

Titreme:  Esansiyel tremor, yani nedeni belli olmayan titreme; tek semptomu vücudun herhangi bir parçasının titremesi olan kronik, nörolojik bir bozukluktur. "Senil tremor" yada "Herediter Tremor" olarak da adlandırılabilir. Herediter denmesinin sebebi, %50 olguda ailesel özellik görülmesindendir. Otozomal dominant geçişten söz edilmektedir.
Esansiyel Tremor en sık karşılaşılan hareket bozukluğudur. ABD de 10 milyonun üstünde kişide Esansiyel Tremora rastlanmaktadır. Titreme, genellikle ellerdedir ancak vücudun diğer kısımlarında da olabilir. Ellerdeki titreme bazen normal günlük aktiviteleri engelleyecek boyuta ulaşabilir. Ses, kafa, çene, gövde ve bacak titremesi şeklinde de görülebilmektedir. Titreme herhangi bir yaşta başlayabilir. Başta cok rahatsızlık vermeyen titreme, yaşın ilerlemesiyle birlikte şiddetini de arttirir. Hastalar genellikle olayın başlamasından 10-20 yıl sonra tibbi tedaviye ihtiyaç duyar hale gelir. Esansiyel tremorun sebebi tam olarak bilinmemektedir. Santral sinir sisteminin bir bozukluğudur ancak beynin hangi kısmından kaynaklandığı konusunda bir bilgiye sahip değiliz.
Esansiyel tremor tanısı ancak deneyimli nöroloji hekimleri tarafından yapilabilmektedir. Çünkü titreme diğer başka nörolojik hastalıkların da bir bulgusudur. Esansiyel tremor tanısı en çok Parkinson hastalığıyla karışmaktadır. Bu nedenle tanıda çok dikkatli olunmalıdır.
Tedavide, Beta-adrenerjik blokerlerden effektif sonuç alınabilmektedir

Multipl Skleroz :  Multipl Skleroz (MS) beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hastalığıdır. Kılıfın hasar gördüğü yerlerde sertleşmiş  dokular (skleroz) yer almaktadır. Bu sertleşmiş alana da plak denir. Bu plaklar, sinir sistemi içinde pek çok yerde oluşabilir ve sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilir.MS belirtileri, şiddet ve seyir yönünden hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir. Bazı hastalarda değişik hastalık tabloları arka arkaya ortaya çıkar, daha sonra tam ya da kısmi iyileşme görülür. Belirtiler etkilenen sinir sistemi bölgesine göre farklıdır. Bunlar arasında halsizlik, karıncalanma, uyuşma, duyu eksikliği, denge bozukluğu, çift görme görme azlığı, konuşma bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma veya yapamama, erkeklerde cinsel güç azlığı ... sayılabilir. Tanımlanan belirtilerin bir ya da birkaçına birlikte rastlanabilir.Multipl Skleroz (MS) genç insanlarda trafik kazaları dışında nörolojik nedenli özürlülüklerde birinci sırayı almaktadır. Hastalık genellikle gençlerde, kadınlarda, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek toplumlarda, kentlerde yaşayan eğitim düzeyi yüksek kişilerde görülen bir hastalıktır. Hastalığın ilk belirtileri birkaç gün içinde ortaya çıkar; alevlenmeler ve düzelmelerle seyreder. Başlangıç dönemlerinde tam bir düzelme gösterirken bazen hastalığın ilerlemiş  evrelerinde, az sayıda hastada baştan itibaren  düzelmeler olmaksızın kötüleşme söz konusu olabilir. Bütün bunların dışında MS'in ne olmadığının da belirtilmesi, konunun daha iyi anlaşılması için yararlı olacaktır. Öncelikle Multipl Skleroz ölümcül bir hastalık değildir. Bu konuda yapılmış pek çok çalışma vardır. Bu çalışmalarda ortalama yaşam süresi açısından MS'lilerle sağlıklı bireyler arasında önemli bir fark olmadığı ortaya konmuştur. MS'li kişilerin, bazen    aldıkları ilaçların etkisiyle enfeksiyon hastalıklarına karşı direnme güçleri azalır. Bu nedenle hastaların solunum yolları enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları gibi hastalıklara diğer insanlardan daha fazla yakalanma eğilimleri vardır.MS, bir akıl ya da ruh hastalığı değildir. Halkımız arasında "sinir hastalığı" deyimi akıl hastalığı deyimi ile aynı anlamda kullanılmaktadır.  Oysa MS tıbbi olarak tamamen bir sinir sistemi hastalığı olup merkezi sinir sistemi ile organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası üzerindeki fiziksel tahribatın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. MS  kalıtsal bir hastalık değildir. Bununla birlikte, genel olarak ailelerde genetik ortak faktörler kuşaktan kuşağa taşındığından ailelerinde MS bulunan kişilerin MS'e yakalanma eğilimi az da olsa vardır. Bunlara ek olarak MS'te  bulaşıcılık  söz konusu değildir.MS'in nedeni henüz kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Bununla birlikte, beyin ve omurilikteki sinir telciklerinin etrafını saran miyelin tabakasının etkilendiği bilinmektedir. Burada bozulan, sinir dokusunun miyelin adı verilen özel bir bölümüdür ve bu tip bozukluğun adı "demiyelinizasyon"dur. Miyelininin bozulduğu alanda oluşan ve basitçe yara kabuğuna benzetebileceğimiz bu sınırlı alana da "PLAK" adını veriyoruz. Bu plaklar, daha önce yukarıda da belirttiğimiz gibi beyin ve diğer organlar arasındaki iletişimi engelleyerek bir takım bozuklukların oluşmasına neden olur. Merkezi sinir sistemi (MSS) öğeleri, fonksiyonlarına göre semptomların nereden kaynaklandığını belirlemeye yarar. Beyin, (cerebrum) düşünce ve hareketi kontrol eder. Bu bölgede demiyelinizasyon (miyelin eksikliği) ; hafıza, motivasyon, kavrama, kişilik, dokunma, duyma, görme ve kas gücünü etkileyebilir. Beynin arkasında yer alan beyincik (cerebellum), hareketlerdeki koordinasyon ile bacaklar, kollar ve elleri kapsayan kas etkinliklerini kontrol eder.Beynin bu bölümü, aynı zamanda yürüme, koşma gibi faaliyetler sırasında bedenin dengesini sağlar. Beynin 12 kranial sinirinin de etkilenme olasılığı vardır ki bunlar da ; görme, göz hareketleri, konuşma, yutkunma ve duymada zaaflara neden olabilir. Beyin sapı (brain stem), kafatasının merkezinde bulunur ve özerk (istem dışı) fonksiyonlar kadar göz hareketlerinden de sorumludur. Örneğin nefes almak, kalp atışları, terlemek, tuvalet gereksinimlerini karşılamak özerk fonksiyonlardır.Son bölüm ise omuriliktir (spinal cord). Bu, geniş bir elektrik hattı  gibi sinir tellerinin üzerindeki emirlerin beyin ve bedenin diğer bölümleri arasında rahatça dolaşımını sağlar. Bu bölümdeki harabiyet, vücut ve beyin arasında iletişim kaybına neden olur. Dokunma algısını da içeren mesajların beyne ulaşımı engellenir. Benzer olarak bacaklar, eller ve diğer organlara  yönelik beyin emirleri engellenir. Henüz bilinmeyen ve önceden anlaşılmayan bir nedenle ortaya çıkan ve en az 24-48 saat devam eden yeni bir  nörolojik bozukluk (uyuşmalar, denge ve yürüme bozuklukları, görme bozuklukları ve kayıpları ....) veya uzun zamandır devam eden bir durumun belirgin kötüleşmesi şeklindeyse bu durum "ATAK" olarak değerlendirilir. Bir ay içinde olan tüm olaylar aynı atağın parçaları olarak düşünülür.Ataklar uygun şekilde ve mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmelidir. Bu nedenle atak geçirdiğinizi düşünüyorsanız mutlaka zaman geçirmeden tedavinizi yürüten tıp merkezine başvurmalısınız. Bir atağın devam süresi ve ne zaman geçeceği önceden tahmin edilemez. İki atak arasında bir iyilik dönemi vardır. Bu dönem içinde hastalık ilerlemez ve vücut kendi kendini iyileştirmeye çalışır.İki atak arasındaki iyilik döneminin ne kadar süreceği de bilinememektedir. Bazı MS'liler bir ataktan sonra bazen uzun yıllar ikinci bir atak geçirmemektedirler.  

Spastik Felç : - Bir veya daha fazla kol veya bacakta tam veya kısmi spastik paralizi
- Tremor veya diğer istemsiz hareketler
- Görme, konuşma veya duyma bozuklukları
- Bazen zeka geriliği
Acil Belirtiler
- Konvulsuyon nöbetleri

Cerebral Palsy, beynin serebral alanında doğumdan önce veya doğum sırasında veya doğumdan sonraki ilk birkaç ay içinde meyda­na gelen zedelenmeler sonucu meydana gelen bir grup rahatsızlığın adıdır. Serebrum'un hasa­ra uğraması vücudun bir veya daha fazla bölü­münde paralizi (palsy) oluşmasına neden olur. Cerebral palsy en yaygın olan sakatlık yaratıcı rahatsızlıktır. Çocuğunuzun uğradığı zarar bü­tün yetişkinlik hayatı boyunca devam etmesine rağmen genellikle daha kötüye gitmez.Serebral zedelenme birkaç şekilde meydana gelir, bunlar arasında cenine yetersiz kan ve oksijen gitmesi, erken doğum, doğum travması, bebeklikteki hastalıklar (ansefalit, menenjit veya herpes simplex), duramater altı kanama veya kan damarı hasarı.Sonuç olarak meydana gelen felç, çocuk 2 yaşına geldikten sonra tıbbi olarak sınıflandırı­lır. Üç ana kategori vardır ve karışık semptomları göstermek için kullanılır.Birinci sınıflandırma, spastik serebral palsy en yaygın ve en hafif olan şekildir. Vakaların yüzde 50'sini teşkil eder. Çocuğunuzda anor­mal, istemsiz hareketler olabilir. Dönme, bükülme, kıvrılma veya gerginlikle artan ani, sarsıntılı hareketler.

Beyin İltihabı-Ensefalit : Ensefalit "beyin iltihabı" anlamına gelir. Belirli bir virüs beynin enflamasyonuna sebep olur. Ciddi ve hayati tehlike arz eden bir hastalıktır.Bu hastalık iki şekilde ortaya çıkabilir: "birincil ensefalit" ve "ikincil ensefalit". Hastalığın birincil biçimi daha ciddi iken, ikincil biçimi daha yaygın görülür. An­cak ikincil ensefalit daha hafif bir hastalıktır. Doktorlar birincil ensefalit vakaları ile daha sık karşılaşmaktadır.Doktora görünmek ve zamanında tedavi görmek hastalığın tedavisi için çok önemlidir çünkü hastalığın seyri önceden tahmin edilememektedir.

Reye Sendromu :  Reye sendromu; nezle ya da suçiçeği gibi virüsten kaynaklanan bir hastalıktan sonra görülebilen, nadir rastlanan; fakat ciddi bir hastalıktır. Reye sendromu birçok farklı organa zarar verebilir; ancak çoğunlukla karaciğeri ve beyni etkiler ve bazen de beyne zarar verip ölümlere neden olabilir.Araştırmacılar bazı vakalarda (hepsinde değil) bu hastalığın virüsten kaynaklanan bir hastalık sırasında aspirine verilen normal dışı bir tepkiden kaynaklandığını düşünmektedir.Reye sendromu genelde 3-12 yaş aralığındaki çocukları etkiler. Reye sendromunu önlemek için yapılabilecek en mantıklı şey 21 yaş altındaki bireylere asla aspirin verilmemesidir. Aspirin yerine asetaminofen verebilirsiniz.Belirtiler çocuğunuz virüsten kaynaklanan hastalıktan iyileş­tiği sırada ortaya çıkar. Çocuğunuz bir ya da iki gün boyunca birkaç saatte bir kusar; bu zaman zarfında çok fazla uyuşuk, heyecanlı ya da sinirli olabilir; nöbet geçirebilir, nefes almada zorluk çekebilir ya da bilincini kaybedebilir.
Belirtileri vakit kaybetmeden doktorunuza bildirin ya da acil servise başvurun. Omurilik sıvısını test etmek için lomber ponksiyon , kan testi ya da karaciğer biyopsisi yapılarak teşhis konabilir. Tedaviye belirtilere bakılarak karar verilir.

 

Yüz Felci:   Alt yüz siniri felci olgularının üçte ikisinden çoğu idiyopatiktir, yani felç nedeni belirsizdir. Ama idiyopatik felç tanısı ancak bir dizi incelemeden sonra ve bu durumun anlaşılabilir bir açıkla­ması yapılamadığı zaman konmalıdır. Alt yüz siniri felcinin kafaiçinden kay­naklanan nedenleri arasında tümörler, multipl (yaygın) skleroz, beyin hasta­lıkları ve enfarktüsleri ile çocuk felci yer alır. Sinirin geçtiği kemikyol ya da yumuşak dokuların lezyonlan da yüz felcine yol açabilir. Bunların başlıcalan cerrahi girişimler ve kazaları izleyen travmalar, ortakulak iltihabı, görme si­nirinde zona, ortakulak karsinomu ya da yüz siniri nörofibromudur. En sık görülen kafa dışı nedenler kulakaltı tü­kürük bezinin karsinom ve travmaları­dır. Öteki nedenler arasında enfeksiyöz mononükleoz, sarkoidoz, ağır yüksek tansiyon ve polinevritler (çoklu sinir il­tihabı) sayılabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright www.beyinfelci.com by 2008

İrtibat ve İletişim

Tel: +90 212 635 08 97- 0212 635 08 40 Gsm: 0537 573 33 11

suBRosa Bilisim Güvencesiyle, Yonca Bayrak

avukatlar hastaneler yayinevleri
tekstiller mobilyacilar kuyumcular En iyi Restaurantlar